Tarihte Bugün / 2006-03-04
İran’ın nükleer enerjide ısrarını anlamayabiliriz. Ülkenin zengin petrol kaynakları olmasına -yani nükleer enerjiye muhtaç olmamasına- rağmen, üstelik Güvenlik Konseyi yaptırımlarını göze alarak, uranyum zenginleştirmede ısrar etmesini, yeni cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın radikal tutumuna bağlamak belki yanlış olmaz ama eksik bir değerlendirme olur.
VİTRİN
İranlı ve Rus diplomatların Güvenlik Konseyi kararından önceki çabaları farklı çevrelerde farklı biçimlerde yorumlanıyor. Örneğin Rus basını, İran’ın uranyum zenginleştirme işleminin Rusya’da yapılmasını önerisini kabul etmeye yatkın olmadığını yazdı. İran kaynaklarına dayandırılan haberlerde, Tahran’ın bu teklifi yalnızca birkaç yıllığına kabul etmek istediği ifade edildi. Kimi Rus diplomatlar, İran’ın, kendisine önerilen projeyi zaman kazanmak için kullandığı ve uluslararası yaptırımlardan kurtulmaya çalıştığını savundu. Görüşmelerin tıkanma noktasına geldiği de gelen haber arasında. İranlılar -ikisi de Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi olan ve ikisiyle de büyük ekonomik bağları olan- Moskova ve Pekin’le mekik diplomasisi yürüttü. Bu ülkeler, bir anlaşma sağlayarak, İran’daki ekonomik çıkarlarını korumak istiyorlar. İki taraf için de uygun bir pazarlık… Üstelik pazarlık yarışında Avrupa ülkeleri de geri durmadı. Geçen yıl kesilen AB-İran görüşmeleri, son bir umutla yeniden başlatıldı ve Almanya, İngiltere ve Fransa, İran’ı uranyum zenginleştirmeden vazgeçirmeye çalıştı.
TEZGÂH
Yaşananlar, Irak’ın işgali öncesindeki müzakereler ve düellolara benziyor. Bir ülkenin nükleer silah peşinde koştuğu iddia ediliyor. Üstelik bu ülkenin bir nükleer silah yapabilmesi için en az 10 yıl gerektiği öngörülüyor. İran’ın dünya ve bölge barışını tehdit ettiği söyleniyor. Karşılık gecikmiyor ve -belediye başkanlığından gelme- devlet başkanı, İsrail ve Amerika karşıtı söylemlerini sıralıyor. Ancak Irak krizine oranla, iki tarafın da daha temkinli olduğunu hatırlamakta yarar var. Özellikle Irak’ta askeri ve ekonomik açıdan batağa saplanmış Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a askeri bir harekâta kalkışmasına pek ihtimal verilmiyor. Ancak Birleşik Devletler’in amacının İran’da bir rejim değişikliğinden ve bu dağlık ülkeye askerlerini sürmektense, kilit hedefleri vurmak olduğu söyleniyor. Peki İran’ın dağlık olmayan bir bölgesinin, Irak’a komşu bir bölgesinin, etnik olarak farklı bir bölgesinin, -Huzistan’ın- işgal planları dahilinde olduğunu söylesek?
İŞGAL?
Aijaz Ahmad, 10 Ekim 2005’te kaleme aldığı yazısında İran’ın işgalinin en az 3 yıldır planlandığına dair çok miktarda belge olduğunu söylüyor. Üstelik bu hazırlıklar söylemde kalmıyor; savaş oyunları, Azerbaycan’dan, Irak’a ve Basra Körfezi’ne kadar asker konuşlandırılması ve Türk hava sahasının kullanılması için yürütülen müzakerelerden söz ediliyor[1]. Seymour Hersh ise, neredeyse bir yıl önce New Yorker dergisindeki yazısında Amerikan Özel Harekât Güçleri’nin İran topraklarına baskın yapılabilecek yerler araştırdığını yazıyordu[2]. Herhalde bir yıl boyunca 1458 km’lik Irak sınırında birkaç noktayı gözlerine kestirememiş olacaklarını düşünmek safdillik olur.
Peki Huzistan eyaleti neden önem taşıyor? Huzistan, Irak’ın yanıbaşında olması ve petrol zenginliği nedeniyle, Tahran yönetimi için hassas bir nokta. İran’daki Arap azınlığın yaşadığı Huzistan eyaletinin başkenti Ahvaz’da ocak ayında düzenlenen saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti. yine Ahvaz’da, geçen yıl 3 bombalı saldırı düzenlenmişti. İran hükümeti saldırılardan Irak sınırındaki İngiliz birliklerini sorumlu tutuyor.
Siyasi gözlemciler, Huzistan’daki etnik gerginliğin ABD ve İngiltere tarafından ustaca kullanılması hâlinde, İran’ın petrol kaynaklarının neredeyse tamamının batılıların denetimine geçebileceği yorumunu yapıyor. Bir başka deyişle, Irak’tan 4 kat daha büyük ve dağlık bir ülkenin tümden işgali yerine, bir bölgedeki etnik tansiyondan yararlanılması, Amerika ve İngiltere’nin işine geliyor. Özellikle Bush ve Blair’in Irak’taki etnik gruplar arasındaki çatışmadan yaralanarak işgali sürdürmeleri buna örnek verilebilir. “Beyrut Daily Star” gazetesi de İran’a karşı girişilecek bir kara operasyonu’nun Huzistan’ın işgali ile başlayacağı yorumunu yapıyor[3]. Hatta, Amerikan güvenlik kaynaklarına yakınlığıyla bilinen “GlobalSecurity” internet sitesi, işgal planını “Arap Yarımadasının Savunması” planının bir parçası olarak “Huzistan Hesabı” başlığı ile duyuruyor[4].
HUZİSTAN’IN GEÇMİŞİ
1897’de İngiliz imparatorluğu, Huzistanlı arapları, İran’dan ayrılmaları için destekleyerek, aynı Kuveyt’te olduğu gibi İngiliz himayesine aldı. 1907’de İran’ın güneyinde âdeta bir “İngiliz nüfuz bölgesi” yaratıldı. Ertesi yıl, Huzistan’da petrol yatakları bulundu. Bu keşif İngiliz-İran petrol şirketi BP’nin kurulmasına vesile oldu. 1925’te ise Rıza Şah, Huzistan’ı yeniden İran topraklarına kattı.
İkinci dünya savaşı sırasında Huzistan’ın İngiliz askerlerince işgal edilmesi, İranlıları, batı’nın, petrol zenginlikleri üzerindeki çıkarlarını yeniden düşünmeye itti. 1951’de İran Başbakanı Muhammed Musaddık’ın ülkenin petrol endüstrisini kamulaştırması batılı güçlerin tepkisini çekti. İki yıl sonra, CIA destekli bir darbe ile Musaddık’ın yerine, Şah Rıza Pehlevi getirildi. Bu dönemde de Huzistan’ın petrol kaynakları Amerikan ve İngiliz imtiyazına verildi.
1978’e gelindiğinde, Huzistan’daki Arap kökenli petrol işçilerinin Şah’a karşı greve gitmesi, ertesi yıl Şah’ın devrilmesine neden olan gelişmelerde merkez rolü oynadı. 1980’de ise Irak lideri Saddam Hüseyin, batı’nın desteği ile petrol zengini Huzistan’ı işgal etti. 1988’e dek süren savaşta bölgedeki şehirler ve petrol rafinerileri büyük oranda zarar gördü.[5]
SONUÇ
Huzistan eyaleti “Irak’ın Kuveyt’i” gibi düşünülebilir. İran’ın ham petrol rezervlerinin büyük bir kısmını içeren Huzistan, aynı Irak, Nijerya, ve Kolombiya’da olduğu gibi, geçmişte “haksızlığa uğratılmış” bir azınlığın yaşadığı bir bölge. Yine Zoltan Grossman’ın sözleri ile “Washington ve Londra’nın bir azınlık grubunun düşman bir devlete karşı savunuculuğunu yapma ve artık stratejik önemi kalmadığında o grubu göz ardı etmede hatırı sayılır bir geçmişi olduğunu” da unutmamak gerekir.[6]
İran dosyamıza şimdilik burada bir virgül koyalım ve bir sonraki dosyamızın “haksızlığa uğratılmış” bir başka halkın, Irak Kürtleri’nin olacağını da haber verelim.
[1] http://www.zmag.org/content/showarticle.cfm?itemid=8903
[2] http://www.newyorker.com/printables/fact/050124fa_fact
[3] http://www.dailystar.com.lb/article.asp?edition_ID=10&article_ID=19356&categ_id=5
[4] http://www.globalsecurity.org/military/ops/oplan-1002.htm ve
http://www.globalsecurity.org/military/ops/images/iran-map2.jpg
[5-6] http://www.zmag.org/content/showarticle.cfm?ItemID=9073
http://academic.evergreen.edu/g/grossmaz/KHUZESTAN.gif
Yasin Kokarca