Türkler bizden çok şey öğrenebilirler
Thabo Leshilo / Times Live / 19.12.2009
Büyüleyici bir ülke olan Türkiye’de yaklaşık bir hafta geçirdim. Şimdi söyler misiniz, hem Avrupa hem Asya kıtasına ayak basan tek şehirde, kaç kez Boğaziçi’nin o çekici manzarası karşısında elma çayınızı yudumlayabilirsiniz?
İstanbul’un büyüsü burada yatıyor. Bir insan denizini andıran 16 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık beşinci şehri. Oysa bu bir gezi yazısı değil. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti unvanını hak ettiğini söylememiz kâfi olacak.
Güney Afrika Ulusal Editörler Forumu’nun düzenlediği bu gezinin amacı, Güney Afrikalı ve Türk gazeteciler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve fikir alışverişinde bulunmaktı.
Türk basınını kendi ülkeleri ve sektör hakkında memnun edici bir şekilde iyimser bulduk.
Modern Türkiye 86 yaşında olsa da, ülkenin tuhaf bir demokrasisi var.
Ordunun kaprislerine karşın ülkeyi müteakip sivil hükümetler idare etti. 1960, 1971 ve 1980′de askeri darbeler yaşandı.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabul edilmek için verdiği mücadelenin nedeni darbeler. Ama Türkiye, AB’ne katılmak için gerekli reformları sürdürmenin semeresini topluyor. Devletin laik olduğu Türkiye’de nüfusun %90′ından fazlası Müslüman olsa da üniversitelerde İslami başörtüsü takmak yasak.
Ülkede 1989′a dek özel televizyon yoktu. Benzer şekilde Güney Afrika’da sihirli kutuya ancak 1976′dan sonra izin verildi. Apartayd yönetimimiz, siyah erkeklerin beyaz kadınlara göz süzmesinin güvenli olduğuna hüküm getirdikten sonra.
Türk medyası özgürlüğün kendine verdiği bütün avantajları kullanıyor ve gelecekten umutlu.
73 milyon nüfuslu ülkede 24 televizyon istasyonu ve bir çok radyo istasyonu var. Gazetelerin toplam günlük tirajı 2,5 milyon iken, internet erişimi %25 ile %30 arasında.
Ziyaretimizin büyük ayağı olan Zaman’da yedi kişilik ekibimiz gıpta etti. Günlük 850 bin tirajı olan gazete kendini toplumsal konularda muhafazakâr olarak adlandırıyor.
Medya patronları Türkiye’nin zamana ayak uydurduğunu ve sık sık görülen askeri darbelerin artık geçmişte kaldığını söyledi. Bazı medya gruplarının iktidar savaşında utanç verici bir rol oynadıklarını da.
Bu gruplar, generallerle işbirliği yaparak askeri müdahaleyi haklı çıkaracak vesileleri yaratmışlar. Sivil hükümetin ülkeyi yönetme becerisi olmadığı, dolayısıyla bir rejim değişikliğinin gerekli olduğu izlenimi yaratmada orduya yardım ettikleri söyleniyor.
En çok istismar edilen korku senaryolarından biri, Türkiye’nin el üstünde tutulan laik karakterini kaybetmek üzere olduğu ve şeriatla birlikte İran gibi olacağı.
İşin garibi, göbek bağı olan medya kendi başına bir darbe çağrısı yapabilir ve ordu gecikmeden “ülkeyi kurtarmak” zorunda kalabilir.
Neyse ki bağımsız medya göz açıp kapayıncaya kadar gelişti ve generallerin ve yozlaşmış işadamlarının gündemlerine aldananları utandırıyor.
Ancak medya, otosansür ve kendi kendini denetleme sorunuyla boğuşuyor. Bazı editörlerin hâlâ bazı temel sorularla mücadele ettiklerine tanık olduk. Ziyaretimize denk gelen Kürtlerin şiddetli protestolarını nasıl haberleştirecekleri ya da haber yapıp yapmayacakları gibi. Bu haberlere yer vermek, ya da bunlara ayrılacak alan protestocuları cesaretlendirir mi, gibi sorular.
İnsan Hakları Komisyonu’nun Türkiye’deki muadilinin başkanı da olan bir milletvekili, bizlere Türk medyasının “özgür, ancak tarafsız olmadığını” söyledi.
Milletvekili, tüyler ürpertici bir şekilde “halkın medyadan korunması” gereğinden de bahsetti. Bu ifafe tanıdık geliyor mu?
Kendi kendini denetleme konusunda Güney Afrika çok daha ileri bir düzeyde. Bu husus, medyanın bağımsızlığı ve özgürllüğü için hayati önem taşıyor. Türkler bizden çok şey öğrenebilir.
Bu yazının aslını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz:
http://www.timeslive.co.za/opinion/columnists/article237965.ece

Al Jazeera English
TBG
بي بي سي العربية