Arşiv

Posts Tagged ‘naomi klein’

Naomi Klein'dan ikiyüzlülük uyarısı

2010/02/10 Yorumlar kapalı

Naomi Klein / 27.01.2010

İsrail’in Gazze siyasetinin önde gelen isimlerinden olan gazeteci Naomi Klein, hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda insan haklarını görmezden geldiği için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldı.

Klein, Türk hükümetini Filistinliler’in dramına karşı dayanışma gösterirken, kendi Kürt ve Ermeni kökenli insanların haklarını görmezden gelmekle eleştirdi. Klein, Türkiye’de Filistinlilerin haklarını savunmanın kolay olduğunu, bunun halka hitap ettiğini ve popülist olduğunu ifade etti.

İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde, öldürülen Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink anısına düzenlenen konferansın bir bölümü olan seminerde konuşan Klein, Filistinlilerin haklarını savunmak için İsrail’i boykot etmeye yönelik etkinliklerden bahsetti.

Klein, “Evrensel standartlara bağlılık göstermek, Filistinlilerin hakları görüşünü zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Bu yalnızca adil olmakla kalmayıp, İsrail’in en güçlü siyasi aracını, -İsrail’i eleştirenlerin ikiyüzlü oldukları iddiasını- elinden alacaktır.” dedi.

Musevi bir Kanadalı olan ve Batı’nın siyasi ve ekonomik sistemini eleştiren kitaplara imza atan Klein, “Bu ilkenin, Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde anlaşılması lâzım. Çünkü benim Filistinlilerle dayanışmaya destek çıkmam yabancı Kuzey Amerika bağlamında ne kadar zor oluyorsa, burada (Türkiye’de) Filistinlilerle dayanışma göstermek o derece kolay. Dayanışma halka hitap eder ve popülisttir. Oyları kazanmanın bir yoludur, siyasi bir risk değildir.” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Davos zirvesinde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sert eleştirilerini dile getirdikten sonra tartışmayı terk etmesine de değinen Klein, “Türkiye Başbakanı’nın Davos’ta İsrail’e ve Gazze’deki savaş suçlarına karşı sesini yükselterek, bu balonu delmesi son derece önemliydi.” derken, hükümetin Gazze’ye insani yardım malzemeleri taşıyan “Gazze Özgürlük Yürüyüşü”nün güvenli geçişi için verdiği desteği de takdir etti.

“Ancak Kürt vatandaşlarına eziyet eden ya da Ermeni soykırımını reddeden bir sistemden gelen bu dayanışma çağrısını yalnızca alkışlarla karşılayabilir miyiz?” diyen Klein, Sudan konusunda “Müslümanların soykırım yapmaları mümkün değildir” iddiasındaki bir hükümetin alkışlanamayacağını söyledi.

Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlıların Ermenileri öldürmesinin soykırım olduğu iddiasını kabul etmiyor. Öte taraftan, Türkiye, soykırıma kadar uzandığı savunulan savaş suçları işleyen Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir’i defalarca ağırlıyor.

“İsrail’in, son haftalarda hepimizin tanık olduğu haddini aşan hakaret ve karalamalarına karşı, İsrail askerlerinin acımasızlığını göstermekte haklı olan Türk televizyonunun ifade özgürlüğünü nasıl sevinçle savunacağız?” diyen Klein, “Hrant Dink Türkiye’deki devlet kovuşturması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle ölmüşken nasıl sevinebiliriz?” diye sordu.

Naomi Klein, “tutarlı olmanın gücü” olarak tanımladığı kavramı açıklarken İsrail’in evrensel standartlar olmaksızın Haiti’deki insani yardım faaliyetlerini örnek gösterdi. “Acilen ihtiyaç duyulan tıbbi yardımı sağlayan İsrail askerlerini nasıl alkışlayabiliriz?” sorusunu yönelten Klein, doğum yaptıran İsrail askerlerinin propaganda yaptıklarını, yeni doğan bebeklerden en az birine “İsrail” adının verildiğini görmenin acı verici olduğunu söyledi. Klein, “Haitililerin her türlü yardıma ihtiyacı var. Ancak İsrail Gazze’ye giden insanı yardımı kısıtlarken, ümitsizce ameliyat olmayı bekleyen insanların Gazze’den dışarı çıkmalarına izin verilmezken nasıl sevinebiliriz?” dedi.

Klein sözlerini şöyle sürdürdü: “İkiyüzlülük hepimizi topluca çürütüyor. Basitçe kutlamayı arzu edebileceğimiz davranışlara şüpheyle yaklaşmamıza neden oluyor.

Tutarlılık entelektüel bir alıştırma değildir, kendimizi iyi hissettirmekle ilgili değildir. Tutarlılık, zaferlere ümitsizce ihtiyacı olan insanlar için bir kaç zafer kazanacak kadar güvenilir olan bir hareket inşa etmektir.

Bunun için, Hrant Dink’in insan haklarına bağlılık mirasına bakmamız yeterli.

Filistinliler için adaletin sağlanması çabaları yeni bir döneme girdi. Güney Afrika’nın uluslararası camia tarafından izolasyonu ve boykot edilmesi nasıl ülkedeki apartayd rejimine son verdiyse, benzer bir “boykot, yatırımların çekilmesi ve yaptırım” hareketi İsrail’i etkilemek için kullanılabilir. İsrail ve müttefiklerini harekete geçirmenin yolu, bu hareketin bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlamaktır. İsrail’in, şiddet içermeyen insan hakları eylemcilerine yönelik sert önlemleri artıyor.”

Hareketin, Filistin davası konusunda belirli bir çözüm yolunu desteklemediğini; yalnızca İsrail’in uluslararası hukuka riayet etmesini talep ettiğini söyleyen Klein, söz konusu hareketin İsrail’in varlığını kabul eden ya da inkâr eden herhangi bir siyasi parti ya da ideoloji ile bağlantısı olmadığını da sözlerine ekledi. Klein, Güney Afrika modelinden bahsederken, apartayd sisteminin sonunu getiren şeyin ekonominin dinamiklerini değiştirmek olduğunun altını çizdi.

“Güney Afrika ile iş yapmanın bir bedeli vardı. Ülkedeki seçkinler uluslararası bezdirmelerden yorgun düştü.” diyen Klein, boykotun İsrail halkını değil, İsrail devletini ve İsrail kurumlarını hedef alması gerektiğini de vurguladı.


Yazının aslını aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz:
http://www.naomiklein.org/articles/2010/01/journalist-naomi-klein-warns-hypocrisy
http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=journalist-naomi-kelin-warns-of-hypocracy-2010-01-26


On yıl sonra, yeniden ‘No Logo’

2009/11/19 Yorumlar kapalı

Sermayenin küreselleşmesine karşı alternatif arayanların bir nevi el kitabı hâline gelen ‘No Logo’nun yeni baskısı hazır. Kitabın yazarı Naomi Klein, on yılda gelinen noktayı özetliyor.

Naomi Klein / The Huffington Post / 16.11.2009

nologo_klein30 Kasım 1999′da, bundan neredeyse on yıl önce, on binlerce gösterici Dünya Ticaret Örgütü’nün Seattle’daki toplantısını iptal ettirmişlerdi. Ana akım medyada çıkan bir çok yanıltıcı iddiaya karşın, eylemciler ne ticarete ne de küreselleşmeye karşıydılar. Karşı çıktıkları, dünyaya yayılan kontrolsüz bir kapitalizm sistemiydi.

Seattle protestoları sırasında, ilk kitabım ‘No Logo: Küresel Markalar Hedef Tahtasında’ yayınevindeydi. Kitap, ticari “süpermarkaların” yeni bir türünün kamusal alana karşı giriştiği taarruza ve ticari iktidara karşı verilen karşı mücadelenin ilk emarelerine değiniyordu. Bir yazar ve eylemci için iyi bir zamanlama olmuştu. Kitabımın, dünyayı değiştirebileceğine inandığım bir harekete yardım ettiğini izlemenin müthiş ayrıcalığını yaşadım.

Seattle protestolarının onuncu yıl dönümünde, şirketler ve hükümetler arasındaki aleni tezgâha karşı öfke tırmanışta iken, genişletilmiş yeni bir girişle No Logo’yu yeniden yayınlıyorum. Yeni kitap, başka gelişmelerin yanında Wall Street’e eşi görülmemiş bir şekilde kefil olunmasına ve dünyadaki en güçlü marka olan Obama Markasının yükselişine değinirken, bu markanın pazarlanışı ve gerçeklik arasındaki rahatsız edici boşlukları irdeliyor.

Yeni baskı dağıtıma hazırlanırken, havada yine bir ‘eylem anı’ kokusu var. Kopenhag’daki BM iklim zirvesinden önce iklim adaleti için heyecan verici yeni dalga bir aktivizm söz konusu. Bu, Seattle’da doğan bağlantıların üzerinde kurulan bir yapılanma. Rolling Stone dergisinde de yazdığım gibi, işe yarar bir anlaşma artık söz konusu olmadığı için, bir çok eylemci Kopenhag’ı, “siyasi arenayı karbon dengeleme ve karbon emisyonu ticareti gibi iş dünyasına yakın sözde önlemlerden kurtarıp ele geçirme fırsatı” olarak görüyor. Eylemciler, kirlilik için karmakarışık yeni piyasalar yaratmakla ilgisi olmayan, daha çok kömür ve petrolü olduğu yerde bırakmakla ilgili fikirleri, etkin ve sağduyu sahibi önerileri tartışmayı umuyorlar. (Makalenin tamamını buradan okuyabilirsiniz.)

1999′da, internet kaynaklı hızlı büyümenin yarattığı coşku duygusunun tam ortasında, hemen hiç kimsenin kapitalizmin olumsuzluklarını duymak istemeyişi, hareketimizin önündeki engellerden biriydi. On yıl sonra, belki de hareketimize sıra geldi.

Alın size geçmişten bir yaprak: Seattle hâlâ eylemcilerin işgali altında ve göz yaşartıcı gazlarla boğulmuşken The New York Times için yazdığım bir makele. Bugünün koşullarında kesinlikle tutuk kalıyor.


Kural Peşinde Koşan İsyancılar
Naomi Klein, New York Times, 2 Aralık 1999

Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü toplantısını protesto edenleri 60′lara imrenen radikaller olarak küçümsemek fazlasıyla kolaya kaçmak olur. Daha acımasız bir başka eleştiri ise protestocuların toplumun gerisinde kaldıklarını, ve kendilerini çoktan alaşağı eden küreselleşme dalgasına karşı savaştıklarını iddia etmek. DTÖ yöneticisi Mike Moore muhaliflerinin, enternasyonalizme karşı savaş açan korumacılardan öte bir şey olmadığını düşünüyor.

Oysa gerçek, Seattle’daki protestocuların, en az otellerin içindeki ticaret hukukçuları kadar, küreselleşme denen zararlı tarafından ısırılmış durumda olmaları. Gerçi bu başka bir tür küreselleşme ama olsun, bunun farkındalar. Protestocuların siyasi hedefleri hakkındaki kafa karışıklığı anlaşılabilir. Bu, internetin anarşist patikalarından doğan ilk hareket. Tepeden inme bir hiyerarşi ya da herkesçe tanınan liderler olmadığı gibi, bundan sonra ne olacağını da kimse bilmiyor.

Bu protesto hareketi aslında küreselleşme karşıtı olmaktan çok tekelci ticaret karşıtı. Hareketin temelleri de Nike’ı hedef alan ağır çalışma koşullarına karşı kampanyalardan, Nijerya’daki Royal Dutch/Shell’i mercek altına alan insan hakları kampanyalarından ve Monsanto’nun genetiği değiştirilmiş gıdalarına karşı Avrupa’dan doğan tepkiden kaynaklanıyor.

Dev bir uluslararası şirket hakkında, herhangi bir zaman zarfında bir çok anlaşmazlığın ortasında kalabilir. İşçiler, insan hakları, çevre sorunları gibi. Eylemciler, aynı ticari hedefe odaklandıklarında birbirlerinden haberdar olurlar. Bir kasıt olmaksızın ayrı ayrı şirketler küresel ekonominin küçük ölçekli birer sembolü hâline gelirken, sonunda eylemcilere DTÖ’nün esrarlı dünyasına sızacak isim yapmış marka kapılarını aralamış olurlar.

Bu, dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük küresel bilince sahip ve küresel olarak birbirine bağlı hareket. Artık sureti olmayan Meksikalı ya da Çinli işçiler işimizi elimizden almıyor, zira o işçilerin temsilcileri de Batılı eylemcilerle aynı e-posta listelerinde ve aynı konferanslarda yer alıyor. Protestocuların çoğu, küreselleşmenin musibetlerine karşı haykırırken sığ bir ulusalcılığa dönüşü değil, küreselleşmenin sınırlarının genişletilmesini, ticaretin demokratik reformlarla, yüksek ücretlerle, işçi haklarıyla ve çevrenin korunmasıyla bağdaştırılmasını talep ediyor.

Seattle’daki genç protestocuları, 60′lardaki seleflerinden ayıran şey bu. Woodstock zamanlarında devletin ve okulun kurallarına uymayı reddetmek, kendi başına siyasi bir eylem olarak görülürdü. Şimdi ise, DTÖ aleyhtarları -hatta kendilerini anarşist olarak tanımlayanlar bile- kuralsızlık ve yetkisizlik karşısında öfke duyuyor. Bu insanlar, DTÖ’nün engellemesi olmaksızın ulusal hükümetlerin kendi yetkilerini kullanmada serbest olmalarını istiyor, ve işgücü standartları, çevrenin korunması ve bilimsel araştırmalar için daha sıkı uluslararası kurallar talep ediyor.

Elbette, Başkan Clinton’dan Microsoft’un patronu Bill Gates’e kadar herkes, kurallardan yana olduğunu iddia edecektir. İşin tuhafı, “kurallara dayalı ticaret” ihtiyacı, ekonomik liberalleşme çağının favori söylemi oluverdi. Ancak ekonomik liberalleşme /deregülasyon, tanım gereği kuralların kaldırılması ile ilgilidir. Ekonomik liberalleşmeyi tanımlamak ve uygulamakla yükümlü olan DTÖ yalnızca, kuralların kaldırılmasını düzenleyen düzenlemelerle alâkadar oluyor.

DTÖ, hayli akıldışı bir tavırla ticareti, ondan etkilenen herşeyden ve herkesten; işçilerden, çevreden, kültürden mütemadiyen koparmaya uğraştı. Bu yüzden, Başkan Clinton’ın dün, protestocular ve delegeler arasındaki anlaşmazlığın giderilmesi için küçük tavizler ve müzakere yoluyla giderilebileceği yönündeki önerisi hayli yanlış.

Asıl anlaşmazlık küreselleşmecilerle korumacılar arasında değil, iki farklı uçta duran küreselleşme tasavvuru arasında. Biri son on yıldır tek başına hüküm sürüyordu. Diğeri ise rüştünü ispatlamasını kutluyor.


Bu yazının aslını aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz:
http://www.naomiklein.org/articles/2009/11/revisiting-no-logo-ten-years-later
http://www.huffingtonpost.com/naomi-klein/revisiting-no-logo-ten-ye_b_359372.html


İsrail’le birlikte kutlamak içimizden gelmiyor

2009/09/09 Yorumlar kapalı

Naomi Klein / 08.09.2009
İsrail, hukuk dışı eylemlerine karşı dünya çapında oluşan öfkeyi bastırmak istiyor. Yeni strateji, konuyu daha hoş alanlara kaydırmak. Gazeteci Amy Goodman, Gazze saldırılarından sonra bu stratejiye hız verildiğini söylüyor.

"Festivaller Festivali", Cannes, Berlin, Venedik ve Sundance ile yarışıyor.

Devamını oku…

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.