Naomi Klein'dan ikiyüzlülük uyarısı
Naomi Klein / 27.01.2010
İsrail’in Gazze siyasetinin önde gelen isimlerinden olan gazeteci Naomi Klein, hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda insan haklarını görmezden geldiği için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldı.
Klein, Türk hükümetini Filistinliler’in dramına karşı dayanışma gösterirken, kendi Kürt ve Ermeni kökenli insanların haklarını görmezden gelmekle eleştirdi. Klein, Türkiye’de Filistinlilerin haklarını savunmanın kolay olduğunu, bunun halka hitap ettiğini ve popülist olduğunu ifade etti.
İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde, öldürülen Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink anısına düzenlenen konferansın bir bölümü olan seminerde konuşan Klein, Filistinlilerin haklarını savunmak için İsrail’i boykot etmeye yönelik etkinliklerden bahsetti.
Klein, “Evrensel standartlara bağlılık göstermek, Filistinlilerin hakları görüşünü zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Bu yalnızca adil olmakla kalmayıp, İsrail’in en güçlü siyasi aracını, -İsrail’i eleştirenlerin ikiyüzlü oldukları iddiasını- elinden alacaktır.” dedi.
Musevi bir Kanadalı olan ve Batı’nın siyasi ve ekonomik sistemini eleştiren kitaplara imza atan Klein, “Bu ilkenin, Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde anlaşılması lâzım. Çünkü benim Filistinlilerle dayanışmaya destek çıkmam yabancı Kuzey Amerika bağlamında ne kadar zor oluyorsa, burada (Türkiye’de) Filistinlilerle dayanışma göstermek o derece kolay. Dayanışma halka hitap eder ve popülisttir. Oyları kazanmanın bir yoludur, siyasi bir risk değildir.” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın Davos zirvesinde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sert eleştirilerini dile getirdikten sonra tartışmayı terk etmesine de değinen Klein, “Türkiye Başbakanı’nın Davos’ta İsrail’e ve Gazze’deki savaş suçlarına karşı sesini yükselterek, bu balonu delmesi son derece önemliydi.” derken, hükümetin Gazze’ye insani yardım malzemeleri taşıyan “Gazze Özgürlük Yürüyüşü”nün güvenli geçişi için verdiği desteği de takdir etti.
“Ancak Kürt vatandaşlarına eziyet eden ya da Ermeni soykırımını reddeden bir sistemden gelen bu dayanışma çağrısını yalnızca alkışlarla karşılayabilir miyiz?” diyen Klein, Sudan konusunda “Müslümanların soykırım yapmaları mümkün değildir” iddiasındaki bir hükümetin alkışlanamayacağını söyledi.
Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlıların Ermenileri öldürmesinin soykırım olduğu iddiasını kabul etmiyor. Öte taraftan, Türkiye, soykırıma kadar uzandığı savunulan savaş suçları işleyen Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir’i defalarca ağırlıyor.
“İsrail’in, son haftalarda hepimizin tanık olduğu haddini aşan hakaret ve karalamalarına karşı, İsrail askerlerinin acımasızlığını göstermekte haklı olan Türk televizyonunun ifade özgürlüğünü nasıl sevinçle savunacağız?” diyen Klein, “Hrant Dink Türkiye’deki devlet kovuşturması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle ölmüşken nasıl sevinebiliriz?” diye sordu.
Naomi Klein, “tutarlı olmanın gücü” olarak tanımladığı kavramı açıklarken İsrail’in evrensel standartlar olmaksızın Haiti’deki insani yardım faaliyetlerini örnek gösterdi. “Acilen ihtiyaç duyulan tıbbi yardımı sağlayan İsrail askerlerini nasıl alkışlayabiliriz?” sorusunu yönelten Klein, doğum yaptıran İsrail askerlerinin propaganda yaptıklarını, yeni doğan bebeklerden en az birine “İsrail” adının verildiğini görmenin acı verici olduğunu söyledi. Klein, “Haitililerin her türlü yardıma ihtiyacı var. Ancak İsrail Gazze’ye giden insanı yardımı kısıtlarken, ümitsizce ameliyat olmayı bekleyen insanların Gazze’den dışarı çıkmalarına izin verilmezken nasıl sevinebiliriz?” dedi.
Klein sözlerini şöyle sürdürdü: “İkiyüzlülük hepimizi topluca çürütüyor. Basitçe kutlamayı arzu edebileceğimiz davranışlara şüpheyle yaklaşmamıza neden oluyor.
Tutarlılık entelektüel bir alıştırma değildir, kendimizi iyi hissettirmekle ilgili değildir. Tutarlılık, zaferlere ümitsizce ihtiyacı olan insanlar için bir kaç zafer kazanacak kadar güvenilir olan bir hareket inşa etmektir.
Bunun için, Hrant Dink’in insan haklarına bağlılık mirasına bakmamız yeterli.
Filistinliler için adaletin sağlanması çabaları yeni bir döneme girdi. Güney Afrika’nın uluslararası camia tarafından izolasyonu ve boykot edilmesi nasıl ülkedeki apartayd rejimine son verdiyse, benzer bir “boykot, yatırımların çekilmesi ve yaptırım” hareketi İsrail’i etkilemek için kullanılabilir. İsrail ve müttefiklerini harekete geçirmenin yolu, bu hareketin bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlamaktır. İsrail’in, şiddet içermeyen insan hakları eylemcilerine yönelik sert önlemleri artıyor.”
Hareketin, Filistin davası konusunda belirli bir çözüm yolunu desteklemediğini; yalnızca İsrail’in uluslararası hukuka riayet etmesini talep ettiğini söyleyen Klein, söz konusu hareketin İsrail’in varlığını kabul eden ya da inkâr eden herhangi bir siyasi parti ya da ideoloji ile bağlantısı olmadığını da sözlerine ekledi. Klein, Güney Afrika modelinden bahsederken, apartayd sisteminin sonunu getiren şeyin ekonominin dinamiklerini değiştirmek olduğunun altını çizdi.
“Güney Afrika ile iş yapmanın bir bedeli vardı. Ülkedeki seçkinler uluslararası bezdirmelerden yorgun düştü.” diyen Klein, boykotun İsrail halkını değil, İsrail devletini ve İsrail kurumlarını hedef alması gerektiğini de vurguladı.
Yazının aslını aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz:
http://www.naomiklein.org/articles/2010/01/journalist-naomi-klein-warns-hypocrisy
http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=journalist-naomi-kelin-warns-of-hypocracy-2010-01-26
30 Kasım 1999′da, bundan neredeyse on yıl önce, on binlerce gösterici Dünya Ticaret Örgütü’nün Seattle’daki toplantısını iptal ettirmişlerdi. Ana akım medyada çıkan bir çok yanıltıcı iddiaya karşın, eylemciler ne ticarete ne de küreselleşmeye karşıydılar. Karşı çıktıkları, dünyaya yayılan kontrolsüz bir kapitalizm sistemiydi.
Al Jazeera English
TBG
بي بي سي العربية