Arşiv

Posts Tagged ‘recep tayyip erdoğan’

Türk çıkarlarının avukatları

2010/03/25 Yorumlar kapalı

Anna Reimann, Katrin Elger / Der Spiegel / 17.03.2010

Der Spiegel, AKP hükümetinin yurtdışında yaşayan Türkler vasıtasıyla nüfuzunu artırma peşinde olduğunu, ve bunun Almanyalı Türk siyasetçilerin tepkisini çektiğini söylüyor.

Avrupa sathındaki Türk asıllı liderler kısa bir süre önce, İstanbul’da düzenlenecek ve tüm masrafların da karşılandığı şık bir etkinliğe davet edildiler. Ancak gayet masum görünen bu davetin yurtdışında Türk çıkarlarını temsil etmeleri için Ankara’nın Türk diasporasını ikna etme girişimi olduğu ortaya çıktı. Türk Alman siyasiler bu pişkin lobi faaliyetine tepki gösterdi.

Bir çok Türk Alman siyasinin şubat ayında aldıkları davet baştan çıkarıcıydı: İstanbul’da beş yıldızlı bir otelde öğle yemeği. Seyahat masrafları dahil. Yemekli oturumun konusu “[Nerede Olursa Olsun] Türk Soydaş ve Vatandaşlarımızın Yanındayız” idi.
Devamını oku…

Naomi Klein'dan ikiyüzlülük uyarısı

2010/02/10 Yorumlar kapalı

Naomi Klein / 27.01.2010

İsrail’in Gazze siyasetinin önde gelen isimlerinden olan gazeteci Naomi Klein, hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda insan haklarını görmezden geldiği için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldı.

Klein, Türk hükümetini Filistinliler’in dramına karşı dayanışma gösterirken, kendi Kürt ve Ermeni kökenli insanların haklarını görmezden gelmekle eleştirdi. Klein, Türkiye’de Filistinlilerin haklarını savunmanın kolay olduğunu, bunun halka hitap ettiğini ve popülist olduğunu ifade etti.

İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde, öldürülen Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink anısına düzenlenen konferansın bir bölümü olan seminerde konuşan Klein, Filistinlilerin haklarını savunmak için İsrail’i boykot etmeye yönelik etkinliklerden bahsetti.

Klein, “Evrensel standartlara bağlılık göstermek, Filistinlilerin hakları görüşünü zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Bu yalnızca adil olmakla kalmayıp, İsrail’in en güçlü siyasi aracını, -İsrail’i eleştirenlerin ikiyüzlü oldukları iddiasını- elinden alacaktır.” dedi.

Musevi bir Kanadalı olan ve Batı’nın siyasi ve ekonomik sistemini eleştiren kitaplara imza atan Klein, “Bu ilkenin, Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde anlaşılması lâzım. Çünkü benim Filistinlilerle dayanışmaya destek çıkmam yabancı Kuzey Amerika bağlamında ne kadar zor oluyorsa, burada (Türkiye’de) Filistinlilerle dayanışma göstermek o derece kolay. Dayanışma halka hitap eder ve popülisttir. Oyları kazanmanın bir yoludur, siyasi bir risk değildir.” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Davos zirvesinde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sert eleştirilerini dile getirdikten sonra tartışmayı terk etmesine de değinen Klein, “Türkiye Başbakanı’nın Davos’ta İsrail’e ve Gazze’deki savaş suçlarına karşı sesini yükselterek, bu balonu delmesi son derece önemliydi.” derken, hükümetin Gazze’ye insani yardım malzemeleri taşıyan “Gazze Özgürlük Yürüyüşü”nün güvenli geçişi için verdiği desteği de takdir etti.

“Ancak Kürt vatandaşlarına eziyet eden ya da Ermeni soykırımını reddeden bir sistemden gelen bu dayanışma çağrısını yalnızca alkışlarla karşılayabilir miyiz?” diyen Klein, Sudan konusunda “Müslümanların soykırım yapmaları mümkün değildir” iddiasındaki bir hükümetin alkışlanamayacağını söyledi.

Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlıların Ermenileri öldürmesinin soykırım olduğu iddiasını kabul etmiyor. Öte taraftan, Türkiye, soykırıma kadar uzandığı savunulan savaş suçları işleyen Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir’i defalarca ağırlıyor.

“İsrail’in, son haftalarda hepimizin tanık olduğu haddini aşan hakaret ve karalamalarına karşı, İsrail askerlerinin acımasızlığını göstermekte haklı olan Türk televizyonunun ifade özgürlüğünü nasıl sevinçle savunacağız?” diyen Klein, “Hrant Dink Türkiye’deki devlet kovuşturması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle ölmüşken nasıl sevinebiliriz?” diye sordu.

Naomi Klein, “tutarlı olmanın gücü” olarak tanımladığı kavramı açıklarken İsrail’in evrensel standartlar olmaksızın Haiti’deki insani yardım faaliyetlerini örnek gösterdi. “Acilen ihtiyaç duyulan tıbbi yardımı sağlayan İsrail askerlerini nasıl alkışlayabiliriz?” sorusunu yönelten Klein, doğum yaptıran İsrail askerlerinin propaganda yaptıklarını, yeni doğan bebeklerden en az birine “İsrail” adının verildiğini görmenin acı verici olduğunu söyledi. Klein, “Haitililerin her türlü yardıma ihtiyacı var. Ancak İsrail Gazze’ye giden insanı yardımı kısıtlarken, ümitsizce ameliyat olmayı bekleyen insanların Gazze’den dışarı çıkmalarına izin verilmezken nasıl sevinebiliriz?” dedi.

Klein sözlerini şöyle sürdürdü: “İkiyüzlülük hepimizi topluca çürütüyor. Basitçe kutlamayı arzu edebileceğimiz davranışlara şüpheyle yaklaşmamıza neden oluyor.

Tutarlılık entelektüel bir alıştırma değildir, kendimizi iyi hissettirmekle ilgili değildir. Tutarlılık, zaferlere ümitsizce ihtiyacı olan insanlar için bir kaç zafer kazanacak kadar güvenilir olan bir hareket inşa etmektir.

Bunun için, Hrant Dink’in insan haklarına bağlılık mirasına bakmamız yeterli.

Filistinliler için adaletin sağlanması çabaları yeni bir döneme girdi. Güney Afrika’nın uluslararası camia tarafından izolasyonu ve boykot edilmesi nasıl ülkedeki apartayd rejimine son verdiyse, benzer bir “boykot, yatırımların çekilmesi ve yaptırım” hareketi İsrail’i etkilemek için kullanılabilir. İsrail ve müttefiklerini harekete geçirmenin yolu, bu hareketin bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlamaktır. İsrail’in, şiddet içermeyen insan hakları eylemcilerine yönelik sert önlemleri artıyor.”

Hareketin, Filistin davası konusunda belirli bir çözüm yolunu desteklemediğini; yalnızca İsrail’in uluslararası hukuka riayet etmesini talep ettiğini söyleyen Klein, söz konusu hareketin İsrail’in varlığını kabul eden ya da inkâr eden herhangi bir siyasi parti ya da ideoloji ile bağlantısı olmadığını da sözlerine ekledi. Klein, Güney Afrika modelinden bahsederken, apartayd sisteminin sonunu getiren şeyin ekonominin dinamiklerini değiştirmek olduğunun altını çizdi.

“Güney Afrika ile iş yapmanın bir bedeli vardı. Ülkedeki seçkinler uluslararası bezdirmelerden yorgun düştü.” diyen Klein, boykotun İsrail halkını değil, İsrail devletini ve İsrail kurumlarını hedef alması gerektiğini de vurguladı.


Yazının aslını aşağıdaki bağlantılarda bulabilirsiniz:
http://www.naomiklein.org/articles/2010/01/journalist-naomi-klein-warns-hypocrisy
http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=journalist-naomi-kelin-warns-of-hypocracy-2010-01-26


Erdoğan: Avrupa Birliği kaybeder

2009/12/13 Yorumlar kapalı

10.12.2009

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin Avrupa Birliği üyeliği hedefleri ve dış politikasında yer tutan diğer konularda RT ile yaptığı röportajda görüşlerini paylaştı.

RT: İktidara geldiğinizden beri siz ve partiniz çok yönlü bir dış politikadan yana oldunuz. Bunun sonucunda İslam dünyasının lideri olma yolunda ilerliyorsunuz. Bu stratejik pozisyonu devam ettirebilecek misiniz?

RTE: İslam aleminin lideri olmaya çalışmadım. Bunun için hiç bir gayrette bulunmadım. Böyle şeyler bazılarının bu görevi üstlenmek istedikleri için birden bire olmaz. Mesele bizim bir şeye inanmış olmamızdan kaynaklanıyor. Biz halkımıza mümkün olan en iyi şekilde hizmet etmeye inandık. Şüphesiz ki, ülkemizin diğer ülkelerle eşit ilişkiler kurmasını istedik, çünkü dünyamızda bir eşitsizlik meselesi var. Bir çok ülke bununla savaşıyor. Türkiye’de sorunların üstesinden gelmeye yönelik yüzyıllık bir devlet geleneği var. Öyleyse Türkiye’nin buna nasıl bir katkısı olur? İlk olarak daha güçlü bir ülke olmaya ve komşularımızla ilişkilerimizi müspet bir noktaya getirmeye ihtiyacımız var. Sonra bu barış çemberini genişleteceğiz. Suya atılan bir taşın önce küçük dalgalar yaratması, ardından bu dalgaların büyümesi gibi.

RT: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği önemli bir konu başlığı. Son olarak Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin zararına AB’nin genişlemesine karşı çıktılar. Sizce neden buna karşılar? Ve Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği yapılanmasının bir parçası olabilmesi yolundaki gerçek beklentileri nedir?

RTE: Avrupalı bazı liderler, AB’nin katılım mevzuatı ile uyuşmayan kurallar koymak istiyor. Bunları sadece Türkiye için işletmeye başladılar. Bu adil değildir. Ama tüm bunlara rağmen ümidimizi yitirmiş değiliz. Böyle bir siyasete rağmen üyelik çabamız sürecektir. Avrupa Birliği Türkiye’ye ‘Sizi kabul etmiyoruz’ dediğinde, bunu söyler söylemez, herkes AB’nin bu dünyada neye hizmet ettiğini görecektir. Biz şunu diyoruz, Türkiye’yi kabul edin ya da etmeyin, biz zaten AB’nin içindeyiz. Bugün AB ülkelerinde beş milyon Türk yaşıyor. Bizi geride bırakmakla sadece kaybedersiniz. Niçin? Çünkü Türkiye AB için ekstra bir külfet olmayacak, aksine AB’nin mevcut sorunlarından bazılarını ortadan kaldıracak. Avrupa Birliği’nde hâlihazırda özgürlük ve ekonomi alanında Türkiye ile rekabet edemeyecek ülkeler var. Türkiye’yi neden kabul etmesinler? Buna dikkatlice bakacak olursanız siyasi nedenler bulursunuz. Türkiye’nin [yüzölçümüne oranla] çok büyük bir nüfusu var diyorlar. Bunu şimdi mi anladılar? Türkiye’nin nüfusunu bilmiyorlar mıydı? O zaman farklı mıydı? Aynıydı. Demek ki böyle bir yaklaşım samimi değildir. Avrupa Birliği daimi bir kararla bizi kabul etmemeyi seçerse, o zaman Türkiye buna göre bir karar verir. Ancak şimdi AB’nin yeni başkanı ile müzakerelerde bulunduğumuz için yeni bir aşamaya gelmek üzereyiz. Bu yeni süreç zarfında bir çok farklı adım atabiliriz. Bir çok konuda ilerleme kaydedebileceğimizi düşünüyorum.

erdogan_rus_rt_200912

RT: ABD Başkanı ile görüşmek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiyorsunuz. Gündemdeki konulardan biri de Afganistan. Kasım ayında Türkiye, Afganistan’daki asker sayısını 1700′e çıkardı. Türkiye, Amerika’nın ilave asker talebine cevaben NATO’ya borcunu erkenden mi ödedi? Türkiye bu talebi daha fazla asker göndererek mi karşıladı?

RTE: Aslında şunu açıkça söylemem lazım, Türk Silahlı Kuvvetleri orada yeni ufuklar açtı. Neyi kastediyorum? Orada 750 ya da 800 askerimizin olmasının yeterli olmayacağını söyledik. O bölgede faaliyetlerimizi sürdürebilmemiz için, 1750 rakamına ulaşmak için yaklaşık 1000 kadar asker daha göndermemiz gerekiyordu. O zaman asker sayısını artırma yönünde bir talep yoktu. Türk ordusu, oraya asker gönderme kararını kendi başına aldı. Görevleri sırasında bir takım sonuçlar kaydedildi ve bu başarıyı devam ettirmek istedik.

RT: Türkiye-ABD ilişkilerine bakarsak, Türkiye Amerika’yı stratejik ortağı olarak adlandırıyor ancak bugüne dek ortaklığınız esasen askeri alanda oldu. Buradan hareketle, ortaklık yalnızca Afganistan ve İran’da işbirliğinden daha etkin olamaz mı?

RTE: ABD ile ortaklığımız hususunda, Obama Türkiye ziyareti sırasında gerçekten çok anlamlı yeni bir yaklaşım ortaya koydu. “Model” bir ortaklık ifadesini kullandı ve biz de bu süreci başlattık. Afganistan, Irak ve Lübnan konusunda görüş birliğimiz var. Bunların dışında Balkanlar’da, Kosova’da ve NATO’nun mevcut olduğu her yerde ABD ile birlikte çalışıyoruz. Türkiye, özellikle askeri açıdan ABD’nin yanındadır. Siyasi açıdan, barış ve özgürlükler konusunda niyetlerimiz ortak. Ekonomi alanında ise açıkçası, birincil ortağımız Rusya Federasyonu. 2008 itibarı ile 38 milyar dolarlık bir ticaret hacmimiz var. ABD ile ticaret hacmimiz ise yaklaşık 12 milyar dolar. Amerika ile Rusya arasında bir rekabet var demiyorum, ama işbirliğine açığız. Birbirimize ihtiyacımız var.

RT: İki rakip doğalgaz boru hattı, Nabucco ve Güney Akım, Türkiye’den geçecek. Türkiye bunlardan hangisine daha sıcak bakıyor? Ekonomik olarak değil de siyasi ortaklık açısından, çünkü iki boru hattı da ekonomik olarak Türkiye’nin lehine.

RTE: Güney Akım projesinde ortak değiliz, Nabucco’ya ortağız. Bunları birbirlerini tamamlayan projeler olarak görüyorum. Avrupa ne Nabucco ile ne Güney Akım ile ihtiyacını karşılayabilir. Güney Akım’a araştırma ve keşif seviyesinde dahiliz. Tabi ki Türkiye bir geçiş ülkesi olduğu kadar, tüketici konumundaki bir ülke. Bu nedenle Nabucco projesini en kısa zamanda hayata geçirmek istiyoruz.

RT: Ermenistan konusunda, Türkiye bu ülkeyle diplomatik ilişkilerini yeniden kurmayı planlıyor. Ermenistan’ın Ermeni soykırımı olarak kabul ettiği konuda tam olarak ne yapılacak?

RTE: 2005 yılında o zamanki Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a bir mektup yazarak bu meseleyi tarihçilerin araştırmasına bırakalım demiştim. Bu mektubuma bir yanıt alamadım. Bu mesele tarihçilerin işidir, siyasilerin değil. Kaldı ki, Türk milleti, atalarımız soykırım yapmamıştır. Böyle bir şey yapmış olamazlar. Osmanlı İmparatorluğu böyle bir yanlış yapmış olamaz. Her iki taraf da kayıplar yaşamıştır. Arşivlerimizi açtık, bunlar tarihi belgelerde açıkça görülebilir. Biz diyoruz ki Ermenistan da arşivlerini açsın, araştırmacılara izin verilsin ve bir sonuca varabilelim. Bu kadar basit. Ancak Ermenistan bunu yapmyor. Bu nedenle Türkiye’yi suçlamaya hakları yok. Böyle bir suçlamayı asla kabul etmeyiz.

RT: Bunu nasıl çözeceksiniz, yani Ermenistan, Türkiye’nin sınır kapılarını açması için iddiasından vazgeçmek zorunda mı olacak?

RTE: Bir iyi niyet göstergesi olarak onlara barış elini uzattık, bunu kabul ederler ya da etmezler. Herşeyden önce Dağlık Karabağ ve Azerbaycan meselesi var. Ancak ondan sonra yeni bir dönemi başlatabiliriz.


Kısaltılarak çevrilen bu röportajın İngilizce aslını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz:

http://rt.com/Politics/2009-12-10/eu-lose-turkey-erdogan.html


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.