Arşiv

Posts Tagged ‘Türkiye-AB ilişkileri’

Türk çıkarlarının avukatları

2010/03/25 Yorumlar kapalı

Anna Reimann, Katrin Elger / Der Spiegel / 17.03.2010

Der Spiegel, AKP hükümetinin yurtdışında yaşayan Türkler vasıtasıyla nüfuzunu artırma peşinde olduğunu, ve bunun Almanyalı Türk siyasetçilerin tepkisini çektiğini söylüyor.

Avrupa sathındaki Türk asıllı liderler kısa bir süre önce, İstanbul’da düzenlenecek ve tüm masrafların da karşılandığı şık bir etkinliğe davet edildiler. Ancak gayet masum görünen bu davetin yurtdışında Türk çıkarlarını temsil etmeleri için Ankara’nın Türk diasporasını ikna etme girişimi olduğu ortaya çıktı. Türk Alman siyasiler bu pişkin lobi faaliyetine tepki gösterdi.

Bir çok Türk Alman siyasinin şubat ayında aldıkları davet baştan çıkarıcıydı: İstanbul’da beş yıldızlı bir otelde öğle yemeği. Seyahat masrafları dahil. Yemekli oturumun konusu “[Nerede Olursa Olsun] Türk Soydaş ve Vatandaşlarımızın Yanındayız” idi.
Devamını oku…

Türkler bizden çok şey öğrenebilirler

2009/12/28 Yorumlar kapalı

Thabo Leshilo / Times Live / 19.12.2009

basinozetleriBüyüleyici bir ülke olan Türkiye’de yaklaşık bir hafta geçirdim. Şimdi söyler misiniz, hem Avrupa hem Asya kıtasına ayak basan tek şehirde, kaç kez Boğaziçi’nin o çekici manzarası karşısında elma çayınızı yudumlayabilirsiniz?

İstanbul’un büyüsü burada yatıyor. Bir insan denizini andıran 16 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık beşinci şehri. Oysa bu bir gezi yazısı değil. İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti unvanını hak ettiğini söylememiz kâfi olacak.

Güney Afrika Ulusal Editörler Forumu’nun düzenlediği bu gezinin amacı, Güney Afrikalı ve Türk gazeteciler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve fikir alışverişinde bulunmaktı.

Türk basınını kendi ülkeleri ve sektör hakkında memnun edici bir şekilde iyimser bulduk.

Modern Türkiye 86 yaşında olsa da, ülkenin tuhaf bir demokrasisi var.

Ordunun kaprislerine karşın ülkeyi müteakip sivil hükümetler idare etti. 1960, 1971 ve 1980′de askeri darbeler yaşandı.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabul edilmek için verdiği mücadelenin nedeni darbeler. Ama Türkiye, AB’ne katılmak için gerekli reformları sürdürmenin semeresini topluyor. Devletin laik olduğu Türkiye’de nüfusun %90′ından fazlası Müslüman olsa da üniversitelerde İslami başörtüsü takmak yasak.

Ülkede 1989′a dek özel televizyon yoktu. Benzer şekilde Güney Afrika’da sihirli kutuya ancak 1976′dan sonra izin verildi. Apartayd yönetimimiz, siyah erkeklerin beyaz kadınlara göz süzmesinin güvenli olduğuna hüküm getirdikten sonra.

Türk medyası özgürlüğün kendine verdiği bütün avantajları kullanıyor ve gelecekten umutlu.

73 milyon nüfuslu ülkede 24 televizyon istasyonu ve bir çok radyo istasyonu var. Gazetelerin toplam günlük tirajı 2,5 milyon iken, internet erişimi %25 ile %30 arasında.

Ziyaretimizin büyük ayağı olan Zaman’da yedi kişilik ekibimiz gıpta etti. Günlük 850 bin tirajı olan gazete kendini toplumsal konularda muhafazakâr olarak adlandırıyor.

Medya patronları Türkiye’nin zamana ayak uydurduğunu ve sık sık görülen askeri darbelerin artık geçmişte kaldığını söyledi. Bazı medya gruplarının iktidar savaşında utanç verici bir rol oynadıklarını da.

Bu gruplar, generallerle işbirliği yaparak askeri müdahaleyi haklı çıkaracak vesileleri yaratmışlar. Sivil hükümetin ülkeyi yönetme becerisi olmadığı, dolayısıyla bir rejim değişikliğinin gerekli olduğu izlenimi yaratmada orduya yardım ettikleri söyleniyor.

En çok istismar edilen korku senaryolarından biri, Türkiye’nin el üstünde tutulan laik karakterini kaybetmek üzere olduğu ve şeriatla birlikte İran gibi olacağı.

İşin garibi, göbek bağı olan medya kendi başına bir darbe çağrısı yapabilir ve ordu gecikmeden “ülkeyi kurtarmak” zorunda kalabilir.

Neyse ki bağımsız medya göz açıp kapayıncaya kadar gelişti ve generallerin ve yozlaşmış işadamlarının gündemlerine aldananları utandırıyor.

Ancak medya, otosansür ve kendi kendini denetleme sorunuyla boğuşuyor. Bazı editörlerin hâlâ bazı temel sorularla mücadele ettiklerine tanık olduk. Ziyaretimize denk gelen Kürtlerin şiddetli protestolarını nasıl haberleştirecekleri ya da haber yapıp yapmayacakları gibi. Bu haberlere yer vermek, ya da bunlara ayrılacak alan protestocuları cesaretlendirir mi, gibi sorular.

İnsan Hakları Komisyonu’nun Türkiye’deki muadilinin başkanı da olan bir milletvekili, bizlere Türk medyasının “özgür, ancak tarafsız olmadığını” söyledi.

Milletvekili, tüyler ürpertici bir şekilde “halkın medyadan korunması” gereğinden de bahsetti. Bu ifafe tanıdık geliyor mu?

Kendi kendini denetleme konusunda Güney Afrika çok daha ileri bir düzeyde. Bu husus, medyanın bağımsızlığı ve özgürllüğü için hayati önem taşıyor. Türkler bizden çok şey öğrenebilir.


Bu yazının aslını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz:
http://www.timeslive.co.za/opinion/columnists/article237965.ece


Erdoğan: Avrupa Birliği kaybeder

2009/12/13 Yorumlar kapalı

10.12.2009

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin Avrupa Birliği üyeliği hedefleri ve dış politikasında yer tutan diğer konularda RT ile yaptığı röportajda görüşlerini paylaştı.

RT: İktidara geldiğinizden beri siz ve partiniz çok yönlü bir dış politikadan yana oldunuz. Bunun sonucunda İslam dünyasının lideri olma yolunda ilerliyorsunuz. Bu stratejik pozisyonu devam ettirebilecek misiniz?

RTE: İslam aleminin lideri olmaya çalışmadım. Bunun için hiç bir gayrette bulunmadım. Böyle şeyler bazılarının bu görevi üstlenmek istedikleri için birden bire olmaz. Mesele bizim bir şeye inanmış olmamızdan kaynaklanıyor. Biz halkımıza mümkün olan en iyi şekilde hizmet etmeye inandık. Şüphesiz ki, ülkemizin diğer ülkelerle eşit ilişkiler kurmasını istedik, çünkü dünyamızda bir eşitsizlik meselesi var. Bir çok ülke bununla savaşıyor. Türkiye’de sorunların üstesinden gelmeye yönelik yüzyıllık bir devlet geleneği var. Öyleyse Türkiye’nin buna nasıl bir katkısı olur? İlk olarak daha güçlü bir ülke olmaya ve komşularımızla ilişkilerimizi müspet bir noktaya getirmeye ihtiyacımız var. Sonra bu barış çemberini genişleteceğiz. Suya atılan bir taşın önce küçük dalgalar yaratması, ardından bu dalgaların büyümesi gibi.

RT: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği önemli bir konu başlığı. Son olarak Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin zararına AB’nin genişlemesine karşı çıktılar. Sizce neden buna karşılar? Ve Müslüman bir ülke olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği yapılanmasının bir parçası olabilmesi yolundaki gerçek beklentileri nedir?

RTE: Avrupalı bazı liderler, AB’nin katılım mevzuatı ile uyuşmayan kurallar koymak istiyor. Bunları sadece Türkiye için işletmeye başladılar. Bu adil değildir. Ama tüm bunlara rağmen ümidimizi yitirmiş değiliz. Böyle bir siyasete rağmen üyelik çabamız sürecektir. Avrupa Birliği Türkiye’ye ‘Sizi kabul etmiyoruz’ dediğinde, bunu söyler söylemez, herkes AB’nin bu dünyada neye hizmet ettiğini görecektir. Biz şunu diyoruz, Türkiye’yi kabul edin ya da etmeyin, biz zaten AB’nin içindeyiz. Bugün AB ülkelerinde beş milyon Türk yaşıyor. Bizi geride bırakmakla sadece kaybedersiniz. Niçin? Çünkü Türkiye AB için ekstra bir külfet olmayacak, aksine AB’nin mevcut sorunlarından bazılarını ortadan kaldıracak. Avrupa Birliği’nde hâlihazırda özgürlük ve ekonomi alanında Türkiye ile rekabet edemeyecek ülkeler var. Türkiye’yi neden kabul etmesinler? Buna dikkatlice bakacak olursanız siyasi nedenler bulursunuz. Türkiye’nin [yüzölçümüne oranla] çok büyük bir nüfusu var diyorlar. Bunu şimdi mi anladılar? Türkiye’nin nüfusunu bilmiyorlar mıydı? O zaman farklı mıydı? Aynıydı. Demek ki böyle bir yaklaşım samimi değildir. Avrupa Birliği daimi bir kararla bizi kabul etmemeyi seçerse, o zaman Türkiye buna göre bir karar verir. Ancak şimdi AB’nin yeni başkanı ile müzakerelerde bulunduğumuz için yeni bir aşamaya gelmek üzereyiz. Bu yeni süreç zarfında bir çok farklı adım atabiliriz. Bir çok konuda ilerleme kaydedebileceğimizi düşünüyorum.

erdogan_rus_rt_200912

RT: ABD Başkanı ile görüşmek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiyorsunuz. Gündemdeki konulardan biri de Afganistan. Kasım ayında Türkiye, Afganistan’daki asker sayısını 1700′e çıkardı. Türkiye, Amerika’nın ilave asker talebine cevaben NATO’ya borcunu erkenden mi ödedi? Türkiye bu talebi daha fazla asker göndererek mi karşıladı?

RTE: Aslında şunu açıkça söylemem lazım, Türk Silahlı Kuvvetleri orada yeni ufuklar açtı. Neyi kastediyorum? Orada 750 ya da 800 askerimizin olmasının yeterli olmayacağını söyledik. O bölgede faaliyetlerimizi sürdürebilmemiz için, 1750 rakamına ulaşmak için yaklaşık 1000 kadar asker daha göndermemiz gerekiyordu. O zaman asker sayısını artırma yönünde bir talep yoktu. Türk ordusu, oraya asker gönderme kararını kendi başına aldı. Görevleri sırasında bir takım sonuçlar kaydedildi ve bu başarıyı devam ettirmek istedik.

RT: Türkiye-ABD ilişkilerine bakarsak, Türkiye Amerika’yı stratejik ortağı olarak adlandırıyor ancak bugüne dek ortaklığınız esasen askeri alanda oldu. Buradan hareketle, ortaklık yalnızca Afganistan ve İran’da işbirliğinden daha etkin olamaz mı?

RTE: ABD ile ortaklığımız hususunda, Obama Türkiye ziyareti sırasında gerçekten çok anlamlı yeni bir yaklaşım ortaya koydu. “Model” bir ortaklık ifadesini kullandı ve biz de bu süreci başlattık. Afganistan, Irak ve Lübnan konusunda görüş birliğimiz var. Bunların dışında Balkanlar’da, Kosova’da ve NATO’nun mevcut olduğu her yerde ABD ile birlikte çalışıyoruz. Türkiye, özellikle askeri açıdan ABD’nin yanındadır. Siyasi açıdan, barış ve özgürlükler konusunda niyetlerimiz ortak. Ekonomi alanında ise açıkçası, birincil ortağımız Rusya Federasyonu. 2008 itibarı ile 38 milyar dolarlık bir ticaret hacmimiz var. ABD ile ticaret hacmimiz ise yaklaşık 12 milyar dolar. Amerika ile Rusya arasında bir rekabet var demiyorum, ama işbirliğine açığız. Birbirimize ihtiyacımız var.

RT: İki rakip doğalgaz boru hattı, Nabucco ve Güney Akım, Türkiye’den geçecek. Türkiye bunlardan hangisine daha sıcak bakıyor? Ekonomik olarak değil de siyasi ortaklık açısından, çünkü iki boru hattı da ekonomik olarak Türkiye’nin lehine.

RTE: Güney Akım projesinde ortak değiliz, Nabucco’ya ortağız. Bunları birbirlerini tamamlayan projeler olarak görüyorum. Avrupa ne Nabucco ile ne Güney Akım ile ihtiyacını karşılayabilir. Güney Akım’a araştırma ve keşif seviyesinde dahiliz. Tabi ki Türkiye bir geçiş ülkesi olduğu kadar, tüketici konumundaki bir ülke. Bu nedenle Nabucco projesini en kısa zamanda hayata geçirmek istiyoruz.

RT: Ermenistan konusunda, Türkiye bu ülkeyle diplomatik ilişkilerini yeniden kurmayı planlıyor. Ermenistan’ın Ermeni soykırımı olarak kabul ettiği konuda tam olarak ne yapılacak?

RTE: 2005 yılında o zamanki Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a bir mektup yazarak bu meseleyi tarihçilerin araştırmasına bırakalım demiştim. Bu mektubuma bir yanıt alamadım. Bu mesele tarihçilerin işidir, siyasilerin değil. Kaldı ki, Türk milleti, atalarımız soykırım yapmamıştır. Böyle bir şey yapmış olamazlar. Osmanlı İmparatorluğu böyle bir yanlış yapmış olamaz. Her iki taraf da kayıplar yaşamıştır. Arşivlerimizi açtık, bunlar tarihi belgelerde açıkça görülebilir. Biz diyoruz ki Ermenistan da arşivlerini açsın, araştırmacılara izin verilsin ve bir sonuca varabilelim. Bu kadar basit. Ancak Ermenistan bunu yapmyor. Bu nedenle Türkiye’yi suçlamaya hakları yok. Böyle bir suçlamayı asla kabul etmeyiz.

RT: Bunu nasıl çözeceksiniz, yani Ermenistan, Türkiye’nin sınır kapılarını açması için iddiasından vazgeçmek zorunda mı olacak?

RTE: Bir iyi niyet göstergesi olarak onlara barış elini uzattık, bunu kabul ederler ya da etmezler. Herşeyden önce Dağlık Karabağ ve Azerbaycan meselesi var. Ancak ondan sonra yeni bir dönemi başlatabiliriz.


Kısaltılarak çevrilen bu röportajın İngilizce aslını aşağıdaki adreste bulabilirsiniz:

http://rt.com/Politics/2009-12-10/eu-lose-turkey-erdogan.html


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.